|
Sait Faik'in eserlerinde bir çağın bütün anlamı, kendi kuşağının düşünce ve davranış çıkmazlarının zengin tasviri vardır
"Gerçek Türkçe'siyle birlikte, hikâyelerinde anlattığı, bir düş içinde görünen insanları da gerçektir. Düş dünyası Sait'in gerçekçiliğinin üstüne çekilmiş bir cila gibidir..." Sait Faik'in eserlerinde bir çağın bütün anlamı, kendi kuşağının düşünce ve davranış çıkmazlarının zengin bir tasviri vardır. Bu eserlerde yalnız Sait Faik'in değil, kargaşanın ortasında bırakılmış kuşakların dramı da anlatılmıştır. Sait Faik, 23 Kasım 1906 Adapazarı doğumludur. Ailesi, kentin tanınmış ve hali vakti yerinde insanlarındandı. Çocukluğunu Adapazarı'nda geçiren Sait Faik'in ailesi, Yunanlıların kenti işgali üzerine Bolu'ya göçmüştür. Daha sonra İstanbul'a taşınmışlardır. YARIM KALAN EDEBİYAT EĞİTİMİ İlk eğitimini Adapazarı'nda Rehber Terakki adlı özel okulda, liseyi İstanbul Erkek Lisesi'nde başlayıp, Bursa Erkek Lisesi'nde tamamlamış, iki yıl İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesine devam ettikten sonra 1930 yılında Fransa, Grenoble'da yine edebiyat fakültesine yazılmıştı. Üç yıl süren bu öğrencilik döneminde Sait Faik Paris, Strassburg, Lion ve Marsilya arasında yolculuklar yapmış, yaz aylarında da İstanbul'a gelmiştir. Bu avare öğrencilik yıllarında içkiye başlamış, Fransa'da içine girdiği bohem hayatı onun kişiliğinde ve sanatında önemli bir rol oynamıştır. 1933 yılında babasının isteği üzerine İstanbul'a dönen Sait Faik, Yağ İskelesi'nde babasının bir arkadaşıyla ortak bir ticaret evi açmış, ancak burasının iflası ile ticareti bir daha dönmemek üzere terk etmiştir. Daha sonra bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Lisesi'nde Türkçe grup dersleri öğretmenliği yapmış, kısa süre sonra gazeteciliğe başlamıştır. KENDİNİ YAZMAYA VE GÖNLÜNCE YAŞAMAYA VERİR Bir kaç iş denemesinden sonra, asıl başıboş yaşamı, babasının ölümü ile birlikte (1939) başlar, kendini bütünüyle yazmaya ve gönlünce yaşamaya verir. Düşük telif ücretlerinden dolayı eline az bir para geçmesine rağmen, ailesinden kalan miras sayesinde ayakta durabilmiş, ve Burgaz Ada'sındaki eski köşkte annesi ile birlikte yaşamıştır.
Hiç evlenmeyen Sait Faik, 1948 yılında yakalandığı siroz sonucu 1954 yılında ölmüştür. Türk edebiyatının öykü alanındaki en büyük yazarlarındandır. Sait Faik yazmaya lise yıllarında baÅŸladı. Åžiirlerinin ve Bursa Lisesi’ndeyken yazdığı “Beyaz Mendil”, “Zemberek” gibi ilk hikayelerinin basımı konusunda acele davranmadı. İlk yazısı “Uçurtmalar” 1929’da Milliyet’te çıktı. 1934’ten itibaren Varlık’ta yayımladığı hikayeleriyle tanındı. İlk dönem ürünlerini Semaver (1936), Sarnıç (1939), Åžahmerdan (1940) adlı kitaplarında toplamıştır. “YAZMAZSAM DELİ OLACAKTIM” Tutkuyla yazan ve “yazmazsam deli olacaktım” diyen Sait Faik kitaplarını 1948’den sonra daha sık aralıklarla yayımladı. Lüzumsuz Adam (1948), Mahalle Kavgası (1950), Havada Bulut (1951), Kumpanya (1951), Havuz Başı (1952), Son KuÅŸlar (1952), AlemdaÄŸ’da Var Bir Yılan (1954), Az Åžekerli (1954), Tüneldeki Çocuk (1955) adlı hikâye kitaplarının yanısıra, ardından iki roman (Medar-ı MaiÅŸet Motoru, 1994; Kayıp Aranıyor, 1953), bir ÅŸiir kitabı (Åžimdi SeviÅŸme Vakti, 1953) ve hikâyelerinin tadında bir röportaj kitabı (Mahkeme Kapısı, 1956) bırakır. Türkiye'deki demokratikleÅŸme süreci içinde en verimli dönemini yaÅŸayan Sait Faik, eserlerini birbirini ardına sıraladıysa da, siroza yakalandığını öğrendikten sonra bir müddet yazmaya ara vermiÅŸti. Hastalığın yarattığı duygusal etkilenmeler, olgunluk dönemi öykülerinde açık bir biçimde kendini gösterir. Belki de onu yaÅŸamla, insanların acıları ile bu kadar yakından ilgilendiren neden de budur. AMERİKAN "MARK TWAIN" DERNEĞİNE FAHRİ ÜYE 1953 yılında Amerika'daki "Mark Twain" derneÄŸine fahri üye olarak seçilmesi halk arasındaki ününü pekiÅŸtirmiÅŸ, kitaplarının çoÄŸu daha o yıllarda ikinci, üçüncü baskı sayısına ulaÅŸmıştı. Ölümünden bir yıl sonra annesi Makbule Hanım'ın koyduÄŸu "Sait Faik Hikaye ArmaÄŸanı", bugün de varlığını sürdürüyor. Tahir Alangu'nun "Cumhuriyetten Sonra Hikaye ve Roman" çalışmasında yer alan Sait Faik bölümü, Sait Faik'i anlatan en baÅŸarılı tanıtımlardan bir tanesidir: “Sait Faik'in, aile çevresinden baÅŸlayarak yaÅŸadığı öteki çevrelerle tam ve düzenli, doyurucu ve destekleyici bir anlaÅŸma içinde olduÄŸu söylenemez. Onun ilk hikayelerinden baÅŸlayıp gerçeklerden düşlere doÄŸru yürüyen anlatışındaki zaman zaman deÄŸiÅŸen kuruluÅŸ denkleminin, ölümüne yakın yıllarda tamamıyla deÄŸiÅŸeceÄŸini, gerçeÄŸin allegoriler, gerçeküstü unsurlarla kapatılacağını göreceÄŸiz. Git gide gerçekten; küçük adamlar kalabalığının yaÅŸadığı hayattan koparak, yalnızlığın vahÅŸiliÄŸine, "kavun acısı yalnızlık"ın dehÅŸet verici bunaltılarına, yaklaÅŸan ölümün ezici gölgeleri arasına karışıp yürüyüşünü, yine hikayelerinin aynasından seyredeceÄŸiz. Hayatı ve eserlerinin iç içe oluÅŸu, onun sanat anlayışının olduÄŸu kadar, ancak çok iyi bildiÄŸi konuları ve hayatları anlatmak istemesinin de bir sonucuydu. Düşünce ve sanata karşı alabildiÄŸince kayıtsız, sağır bir çevrede, dış çatışmalarla bezgin, içe dönük ve kavgacı, umutla umutsuzluk arasında, kaybettiklerini kenar mahalleler, köprü altları, balıkçılar ve küçük insanların yaÅŸamlarına katılarak bulmak istedi.” ESERLERİ Öykü Semaver (1936) Sarnıç (1939) Åžahmerdan (1940) Lüzumsuz Adam (1948) Mahalle Kahvesi (1950) Havada Bulut (1951) Kumpanya (1951) Havuz Başı (1952) Son KuÅŸlar (1952) AlemdaÄŸ’da Var Bir Yılan (1954) Az Åžekerli (ölümünden sonra, 1954) Tüneldeki Çocuk (1955) Mahkeme Kapısı (Adliye röportajları) (1956) Balıkçının Ölümü-YaÅŸasın Edebiyat (1977, derleyen Muzaffer Uyguner) Açık Hava Oteli (1980, KonuÅŸmalar-mektuplar derleyen Muzaffer Uyguner) MüthiÅŸ Bir Tren (1981, deleyen Muzaffer Uyguner) Åžiir Åžimdi SeviÅŸme Vakti (1953) Roman Medar-ı MaiÅŸet Motoru (1944, ikinci baskı 1952'de "Birtakım İnsanlar" adıyla) Kayıp Aranıyor (1953) YaÅŸamak Hırsı Kaynakca: Garanti Bankası Kültür Sanat Dergisi, THY Skylife Dergisi
|